Teknoloji, doğayla kurulan fiziksel bir ilişkidir. Binlerce yıllık tarihi boyunca insanlık sürekli yeni icatlar yaptı ve kendi nesneler dünyasını oluşturdu. Fiziksel gerçekliğini şekillendirmek için doğadan ve kendi bedeninden ilham aldı. Teknolojik evrim, insanlar tarafından yönlendirilen ve tarihsel olaylar sayesinde yön bulan, şekillenen bir süreçtir. Teknoloji kendi kendini üretemez; gelişim için mutlaka azimli, bilgili ve bilinçli insanlar gerekir.
(Bu makaleyi, 2001 yılında NTVMSNBC için yazmıştım. Yazı adresi: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/86586.asp)
Birçok insan teknolojik gelişmeyi buhar makinesi, elektrik, içten yanmalı motor, transistör, bilgisayar veya internet olarak açıklar. Halbuki teknolojik evrimin başlangıcı, sanılandan çok daha eskilere dayanır. Örneğin 1.5 milyon yıldır kullanılan “ateş”! Çok önemli bir teknolojik buluş olan ateş, 5 bin yıldan beri kullanılan “tekerlek” gibi önemli bir gelişim sağlamıştır.
Teknolojinin derinliğini görebilmek için fiziksel gerçekliği, teknolojinin nesnelerle olan ilişkisini; bu ilişkilerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik yansımalarını yakından tanımak gerekiyor. Bilim ve teknoloji üzerine tarihçi, iktisatçı, yazar ve bilim adamı gibi farklı meslek gruplarından insanlar değişik felsefi yaklaşımlar sundular. Bu görüşlerin çoğu, farklı açılımlar ve yaklaşımlar içeriyordu.
Teknoloji, sürekli olarak üç boyutlu fiziksel nesnelerle ilgilenir. Aletler (mekanik araçlar da diyebiliriz) ise teknoloji için hem amaç hem de araçtır. Teknolojinin ilerlemesi, ürettiği aletleri araç olarak kullanmasına ve bu döngüyü sürdürmesine bağlıdır.
Günlük yaşantımız içerisinde bizi çevreleyen nesnelerin neredeyse tamamı teknolojik gelişmeler sonucu ortaya çıkmıştır. Teknolojik ürünleri soğuk nesneler olarak es geçsek de, makinelerin evriminin canlılarla benzeştiği gerçeğinden kaçamayız. Hatta iş öyle bir yere gelmiştir ki, makineleri canlı türlerin farklı bir kategorisi olarak tanımlamamız bile gerekebilir.
Uzayın derinlerine giden ok
Teknolojik evrimin kökünün milyonlarca yıl öncesine dayandığını söylemiştim. Bizi asıl meşgul eden konu, nereye doğru gittiği. 20. yüzyılın sonlarında başlayan teknolojik devrimle birlikte, bilim-kurgu romancılığında hayal gücünün sınırlarını zorlayan eserler ortaya çıktı. Bu ütopik hikayelerin bir çoğunda makineler, evrimsel gelişimini tamamlayan insanların yerini alıyorlar. Bilgisayarlarımla inanılmaz işler becerebiliyorum ama kimi zaman da huylanmıyor değilim. Kimin kimi kullandığını anlayamadan işlerin rengi değişebilir diye korkuyorum açıkçası.
Hiç şüphesiz makineler insanlardan daha hızlı düşünüyor, daha güçlü ve daha hatasız çalışıyor. Tek sorun belki de kendi kendilerini üretememeleri. Bu sorunun da çözüleceği zaman çok yakındır diye düşünmekteyim. Eğer insan genetik kopyalamayla kendini çoğaltabilirse, bundan çok da zor olmayan bir işlemle makinelerin üremesi muhtemeldir. İnsan genetiğinin sırrının çözümlenmeye başlamasıyla başlayan serüvende, teknolojinin oynadığı rolü daha fazla merak etmek gerektiği fikrindeyim.
Sizlere teknoloji evrimi ve “hayatın anlamı”yla ilgili fikir ve şüphelerimi kısaca anlatmak için, çok genel bir geometri kuralından faydalanmak istiyorum:
Açılar konusunun temeli noktalara dayanır. Nokta boyutsuzdur; eni, boyu, yüksekliği yoktur. Bir noktalar kümesi alalım. Her iki tarafı sonsuza uzanan noktalar kümesi “doğru” olarak adlandırılır ve iki ucu oklu çizgiyle gösterilir. Benim için “doğru”, uzayın ta kendisidir.
Elimizdeki noktalar kümesinde başlangıç ve bitiş noktası belliyse, bu iki ucu noktalı bir çubuktur ve adı “doğru parçası”dır. Yaşadığımız veya yaşandığını bildiğimiz her hangi bir zaman dilimini örnek olarak alabiliriz.
İşlerin karıştığı kısma geliyoruz şimdi. Evet, noktalar kümemizin nerede başladığı belli, ama diğer ucunda bir ok işareti var ki, bu sayede onun sonu bilinmeyen bir “ışın” olduğunu anlıyoruz. Teknolojik gelişimi de -şu anki bilgiler ışığında- buna benzetiyorum. Belki 50 yıl sonra teknolojik evrimi bir “doğru parçası”yla betimleyebileceğiz.
Elimizde, başladığı nokta milyonlarca yıl öncesinde olan ve nerede bittiğini bilimin açıklayamadığı bir “ışın” var. Işının ucundaki “ok” bize sürekli ileri gitmemizi ve bu sayede “doğru parçası”na ulaşacağımızı mı gösteriyor sizce? Yoksa bu noktaların sırrı gerçekten de uzayda mı?
2001: Uzay Macerası
Sonuç olarak, çok uzun bir gelişim sürecinden bahsediyoruz. Dahi yönetmen Stanley Kubrick, “2001: A Space Odyssey” (2001: Uzay Macerası) adlı filminde teknolojik gelişimi, felsefi derinliğine inerek ustaca işlemiş. Filmin ilk bölümü olan “Dawn Of Man”de (İnsanlığın Şafağı), milyonlarca yıl öncesine dönüyor ve maymunların evrim sürecini görüyoruz. Bu bölümde maymunlardan biri, eline iri bir kemik parçası alarak, bunu bir silah olarak kullanmayı öğreniyor. Maymunun bir kemik parçasıyla şiddet uygulanabileceğini anlaması büyük bir evrim. Maymunun bu kemiği gökyüzüne fırlatmasıyla 2001 yılına geliniyor ve uzay boşluğunda süzülen bir başka insan icadı araç, büyüleyici bir görüntü oluşturuyor…
Teknoloji, doğayla kurulan fiziksel bir ilişki. Binlerce yıllık tarihi boyunca insanlık sürekli yeni icatlar yaptı ve kendi nesneler dünyasını oluşturdu. Fiziksel gerçekliğini şekillendirmek için doğadan ve kendi bedeninden ilham aldı. Teknoloji kendi kendini üretmez; gelişim için azimli, bilgili ve bilinçli insanlar gerekir. Teknolojik evrim, insanlar tarafından yönlendirilen ve tarihsel olaylar sayesinde yön bulan, şekillenen bir süreçtir.
Teknolojik gelişmeler, toplumların kültürel, sosyal, ekonomik, siyasal ve manevi yaşantılarının gelişmesinde doğrudan etkili olmuştur. Uygarlaşma ve gelişmişliğin anahtarı budur.
Teknolojiyi kullanmaya başlayan insanoğlu, bununla birlikte doğaya da hakim oldu. Atom çekirdeğinin bölünmesi, nükleer enerji, hidrojen bombası, ozona zararlı gazlar, fosil enerji kaynakları… Bunların da birer teknolojik gelişme olduğunu unutmayalım.
İnsanın doğa üzerinde hakimiyet kurması aslında büyük bir tehlike. Son yıllarda kullanılan teknolojilerin ekolojik dengeye verdiği zararlar sonucunda oluşan doğal felaketler ve doğadaki dengesizlikler düşünüldüğünde, tabiat ananın bir yanağına tokat yedikten sonra öbürünü dönme müsamahasını göstermediğini anlıyoruz.
Öteden beri yapılan her şey, temelde insan neslinin iyiye doğru gitmesi içindir. Teknolojinin uzun ve süren evriminde önemli bir dönüm noktasındayız ve bu şansı çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. İnsanlığın geleceği belki de ellerimizde. Her ne kadar yaygın olsa ve faydalıymış gibi görünse de, geleceğimiz için tehlike arz eden teknolojilerden vazgeçmek zorundayız. Her açıdan mükemmel bir çeşitliliğe sahip olan gezegenimize yakışan temiz teknolojileri, hiç olmazsa yakın gelecekte üreteceğimizi umuyorum.























