Geçtiğimiz günlerde Tarihin Arka Odası programında Çariçe Katerina’nın “güzelliği” bir stand up show havasında anılırken gülmeyen çoğunluğun kadınlar olduğunu tahmin etmek güç değil.
En azından biz pek gülmedik. Katerina’ya olan sevgimizden değil kuşkusuz. Zira kendisi yüzlerce yıl önce yaşamış, huyunu suyunu tarihçilerin bile tam olarak çözemediği bir şahsiyet. Ansızın gündeme gelmesini ise Prut Savaşı’nda Baltacı Mehmet Paşa’yı güzelliğiyle baştan çıkardığı iddiasının külliyen yalan olduğunun sağlamasını yapan tarihçilere borçlu.
Belki paşayı baştan çıkarmamış ama eşi Çar I. Peter’i, bizimkilerin tabiriyle Deli Petro’yu çıkarmış. Bu noktada, klişe değil gerçek olan şu sözü hatırlamakta fayda var; “Güzellik bakanın gözlerindedir.” Ve dönemin güzellik anlayışında ki, Çariçe Katerina yani I Catherine, kalın kaşları, beyaz pudralı teni ve dolgun vücut hatlarıyla tam da kendi döneminin kadınıydı. Aynı zamanda birçok tarihçiye göre akıllı, ne istediğini bilen, güçlü biriydi. Fakir bir aileye doğmuş, hizmetçi olarak yetişmiş, hükümdar olarak ölmüştü.
Asıl sorumuza gelirsek; güzellik neden bir paradoks? Aslında bu paradoksun geçmişi, fiziksel görünümün başarı üzerinde rol oynamaması gerektiğini savunan kadınların başlattığı 1960’ların özgürlük hareketine dayanıyor. O zamandan beri çoğunluk başarılı olmanın yolunun diğer özellikleri öne çıkarıp, görünümü arka plana atmaktan geçtiğine inanıyor. Ama bu inanç gerçeklikle pek örtüşmüyor. Hatta bu inancı paylaşanlar bile bazen gerçeğin tuzağına düşebilir.
Örneğin Dove. Dünyadaki kadınların sadece yüzde 4’ünün kendilerini güzel bulduklarından hareketle, geri kalan yüzde 96’yı güzel olduklarına ikna etmek için yola çıkan markanın Gerçek Güzellik kampanyası dünya çapında büyük başarı elde etti. Kampanyanın bir parçası olan Dove Real Beauty Sketches reklam filmi ise aynı etkiyi yaratmakla birlikte, bazı eleştiriler aldı. Reklamda, yedi kadının eskizi, bizzat kendilerinin ve yabancı birinin tasviriyle ayrı ayrı çiziliyor. Sonuçlar arasındaki fark gerçekten şaşırtıcı. Bununla birlikte, bazılarına göre Dove’un “gerçek” kadınları varolan güzellik idealleri ve standartlarıyla örtüşüyor, dolayısıyla yaratılan algı hatalı. Bize göre ise bu kampanya için de aynı söz geçerli; “Güzellik bakanın gözlerindedir.” Yani verilmek istenen mesajı nasıl algılayacağınız size kalmış.
Eğitimden iş hayatına, bugün kadınların toplumdaki rollerini genişletme konusunda önemli bir rol kat ettikleri gerçek. Bu şartlarda, fiziksel görünümün artık gerçekten ikinci planda kalması gerekmez miydi? Öyle olmadı. Kadınlar hâlâ büyük ölçüde ne kadar çekici olduklarıyla değerlendirilirken, erkeklerin başarısı güç, para ve zeka denklemiyle ölçülüyor. Dahası, profesyonel yaşam söz konusu olduğunda güzellik dezavantaja da dönüşebiliyor. Güzel olmalısınız ama aynı zamanda dikkat dağıtacak kadar da olmamalısınız. Ya da eğer kendinizle çok ilgileniyorsanız, işinizle yeterince ilgilenmiyorsunuz demektir. Neresinden bakarsanız bakın paradoks.

Bu noktada, 2015 Cannes Film Festivali’nde bir panele katılan Salma Hayek’in sözlerini de aktarmazsak olmaz; “Büyük yıldızların çoğunun kontratında kadın başrol oyuncusuna onay verme şartı var. Ve kadın karakterin çok güçlü olmasından da hoşlanmıyorlar. Hollywood, ana karakterleri kadın olan akıllıca filmlere yatırım yapmayarak son derece önemli bir kadın izleyici kitlesini kaçırıyor.”
Güzellik standartları dönemden döneme değişiyor olabilir ama sonuçta hepsi dar ve katı bir görüş sunuyor. Yani kalıplara uymadığınız ve size dayatılana önem verdiğiniz sürece kazanmanızın imkanı yok; ya fazla kilolusunuz, ya fazla zayıf, ya fazla kısa, ya fazla uzun…
Araştırmalar, vücutlarından ve görünümlerinden memnun kadınların daha mutlu olduklarını, daha sağlıklı yaşadıklarını, depresyon ve güvensizlik gibi sorunlarla daha az karşılaştıklarını gösteriyor. Ne yapacağınızı biliyorsunuz.
[wonderplugin_carousel id=”355″]






















