DİĞER

Rutin

Gündelik hayatımızı daha renkli bir sıradanlığa kavuşturduğu için teknolojiye ne kadar minnet duysak azdır. İnternet Cumhuriyeti vatandaşlarının farklı bir rutini var artık. Otomatik refleksler, programlanmış tepkiler, öğretilmiş fikirler… Her şey daha hızlı, daha kısa ve daha çabuk olmak zorunda. Herhangi bir konuda fikir edinmek için sayfalarca yazı okumamız, fotoğraflara bakmamız, dakikalarca video izlememiz gerekmiyor. Fikrine önem verdiğimiz birinin Twitter’da veya Facebook’ta paylaştığı kısacık bir içerik yetiyor. Bir konuda tavır takınmak için ihtiyaç duyduğumuz malzemeyi, internetin o hızlı rutini bize sunuyor.
Baraka adlı muhteşem belgesel, rutini en iyi anlatan yapımlardan biri.

Siber dünyada, gerçek hayatımızda olmadığımız kadar çabuk inanıyoruz ve güveniyoruz. Doğruluğunu sorgulamaya ihtiyaç duymadan, sadece inanmak istediğimiz bir şeyse bunu yaymaktan çekinmiyoruz. Bir insan, herhangi bir konuda fikir sahibi olmak için nelere ihtiyaç duyar? Bilgiye mi? Yoksa önyargılar, çoğunluk psikolojisi ve programlanmış tepkiler yeterli midir?

Haber sitelerindeki yorum alanları, forumlar, sözlük siteleri ve sosyal ağlar sosyologlar için birer maden durumunda. İnsanların bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaları, bu fikir kırıntılarını hayatın en önemli doğruları sanmaları, aynı fikri paylaşmayanları düşman görmeleri artık internetimizin bir klasiği…
Rutin, tek bir parçadan oluşmuyor. Bu değerli akışın kusursuz biçimde tekrar etmesi için pek çok değişkene ihtiyaç oluyor. Sosyal ağların ne kadar sosyal olduğu, insanların orada ne kadar sosyalleştiği ayrı bir muamma… 1990’ların sonlarına doğru başlayan ve hızla yükselen sohbet odaları (IRC demek bile sanırım pek çoğunuzun anılarını canlandıracaktır.) ve forumlar sayesinde insanlar ilk defa başkalarıyla böylesine açık bir ortamda yazışma imkânı buldu. O dönemde internet kullananların pek çok acı tatlı anısı vardır.
Ben o yıllarda, yine Doğan Medya Grubu bünyesinde “.net” adında bir internet dergisini yönetiyordum. Trafiğe ilk çıkan sürücü acemiliğiyle internette tanımadığı insanlarla iletişim kurmaya çalışanların sakarlıkları gülünecek cinstendi. Bazı sohbet odalarında önceden sözleştiğimiz arkadaşlarla hararetli bir tartışmaya girip başkalarının katılmasını bekliyor, sonra oturup onları izliyorduk. Amerikan kovboy filmlerindeki bar kavgalarını hatırlayın.

Teknik olarak, ilk fotoğraftan sonra, bu ikinci kare ile devam eden rutinden çok uzakta değiliz.

“Alev savaşları” dediğimiz bir karambol içinde herkes birbirine sövüp sayıyordu. Sohbet odalarında başlayan bu gelenek forumlarda yaşamaya devam etti ve son birkaç yıldır Facebook, Twitter, sözlük siteleri ve haber sitelerinin yorum alanlarında devam ediyor bu alev savaşları. Linç kültürünün beslenmesi için de ideal ortamlar oluşturuyor. Bir kişiyi, kurumu, ırkı, bölgeyi veya düşünceyi tek cümleyle yargılayıp infaz etmek için gerçekten de internet gibisi yok.

Kimseyle dışarıda toplam 140 karakterlik birkaç cümle söyleyerek tartışamazsınız. Üstelik daima alacağınız karşılığı düşünerek davranırsınız. Günümüzde “klavye delikanlıları” dedikleri bir kullanıcı tipi var ya, esasında hepimiz biraz klavye delikanlısıyız. İnternetin renk kattığı değerli rutinimizde bir an olsun sorgulamadan, soruşturmadan, vicdan süzgecimizden geçirmeden asıyoruz, kesiyoruz, bölüyoruz, parçalıyoruz. Pek çok defa, içimden “Bir insanın böyle düşüneceğine inanmıyorum.” dediğim cümleler okudum. Birileri ölür, göçük altında kalır, birileri kaybolur, birilerinin canı yanar. İnternetin daha kolay tüketilmesini sağladığı rutinin birer küçük parçası sadece bunlar. Rutin, gelip geçici, sadece bir an için çok önemli.
Başa dön tuşu