DİĞER

Beyin bedava

Google’ın yeni sosyal paylaşım servisi Google+, 28 Haziran’da kullanıma açıldı ve ben “al başına bir bela daha” dedim kendi kendime. Yoğun biçimde kullandığım sosyal medya platformlarına (Twitter, Facebook, Friendfeed vs.) bir yenisi daha eklenmiş oldu. Üstelik mevcut olanlardan birinin veya birkaçının yerini almadan, kendisine özel bir yer açtı. Bu yerin maliyeti ise benim bilgisayar, cep telefonu ve tablet ekranına bakarak harcadığım zaman. Profil oluştur, takip edilecekleri belirle, gruplara ayır, işleyişin detaylarını çöz, düzenli olarak içerik yükle vesaire vesaire.

Twitter, Facebook ve Friendfeed yetmiyor muydu da Google+’ı da yoğun olarak kullanmaya başladım? Hayır. Konu değil. Konu, benim gibi pek çok internet kullanıcısının bilgi bağımlısı haline gelmesi.

Bazı tarayıcıların geçmiş ziyaretler listesinde, gün içinde kaç web sayfası dolaştığınıza dair bir bilgi bulunuyor. Kontrol etmenizi tavsiye ederim. Benim bir günde girdiğim sayfa sayısı 800-1000 civarında. Sosyal medya siteleri başta olmak üzere blog’lar ve haber siteleri büyük yoğunluk gösteriyor. Twitter’da 180 kişiyi takip ediyorum. Günde okuduğum tweet sayısı tahminime göre 500-600 civarında. Facebook tek bir sayfa gibi dursa da, her dönüp bakmamda yeni şeyler görüyorum. Gönüllü olarak maruz kaldığım bilgi bombardımanının hesabını yapmak güçleşiyor.

Bir süre önce yabancı bir internet sitesinde okuduğum araştırma, 1980’lerde bir insanın 1 yılda tükettiği bilgiyi bugün 1 günde alıyoruz. Bu müthiş bilgi kaosu gerçekte ne kadar faydalı, günün sonunda elimizde kalan ne diye düşünmek lazım. Bilgi esasında bir malzeme. Bu malzemeyi işlemeyip tutmadıktan sonra kuru kalabalık. Aldığımız bilginin yüzde kaçını gerçek anlamda işliyor ve tutuyoruz. Üstelik tüm bu bilgilerin gerçekten ne kadarını tam olarak çözümleyip yorumluyoruz? Bu soruların cevapları oldukça kritik önem taşıyor.

Sosyal medyanın kendine özgü unsurları tamamen farklı bir boyut… Yakın zamana kadar konvansiyonel medya ve yayınlar üzerinden bize sunulan süzülmüş bilgi, ayarlanmış dozlar ve aralıklarla sunulduğu için dengede durmak sorun olmuyordu. Sosyal medyada bilgiyi en saf ve sakıncalı yanlarıyla alıyoruz. İnternetle birlikte etkisini artıran bilgi kirliliği, Twitter ve Facebook’ta milyonlarca kişinin hep bir ağızdan konuştuğu tavan yaptı.

Bu kirlilik, beraberinde olaylara karşı duyarsızlaşmayı da beraberinde getiriyor. Herhangi bir şey, ne kadar çok konuşulursa, o kadar hızlı sıradanlaşıyor. Ben bu yazıyı yazmakta iken Marmara Denizi’nde bir 5.2 büyüklüğünde bir deprem yaşandı. Depremin sallantısı henüz bitmeden Twitter’da “deprem oldu”, “bu defa çok salladı”, “iyi sallandık” gibisinden binlerce tweet dönmeye başladı. Sosyal medya çoğu insan için, sesli söylemeye bile değer görmeyeceklerini gönül rahatlığıyla döktükleri bir çöp kutusu.

Not: Başlıkta gönderme yaptığım meşhur videoyu, izlememiş olanlar için buradan da paylaşayım.

Başa dön tuşu