Bir Hayat Ansiklopedisi: Yurtsan Atakan

ERDAL KAPLANSEREN

Yurtsan Atakan’la, mesleğe başladığım yıl olan 1995’te tanıştım. Sonraki yıllarda pek çok konuda (özellikle teknoloji yayınlarında Türkçe kullanımı) yazıştık ve konuştuk. Basın toplantılarının ve iş gezilerinin payı da büyüktü bir araya gelmemizde.

2004’te serbest gazetecilik denemesi yapıyordum. Posta’ya dışarıdan yazarken, diğer yandan NTV Radyo’ya program yapıyor ve günlük kuşak hazırlıyordum. Yurtsan Abi aradı bir gün, gazeteye çağırdı konuşmak için. Hürriyet Medya Towers’ın Aslanlı Kapı’sından bu defa bir Hürriyet editörü olarak çıkmıştım. Sonra 2006’da askere gidene kadar Yurtsan Abi’yle çalıştım. Hürriyet e.yaşam ekini hazırlıyorduk. Hiç kavga etmedik, hiç birbirimizin arkasından konuşmadık, hiç şikayet etmedik. Sadece değişik ve güzel bir şey yapmaya çalışıyorduk.

Askerden döndüğümde işler biraz değişmişti. Dergi çatısında çalışarak devam ettim Aslanlı Kapı’dan girip çıkmaya. Sonra o Hürriyet’ten ayrıldı. Artık sadece basın toplantılarında,  seyahatlerde ve buluşmalarda karşılaşıyorduk. Fakat bu karşılaşmalar çok önemliydi, çok değerliydi. Pek çok farklı konuda müthiş zengin bir bilgi hazinesi vardı. Üstelik bu bilgiyi çok güzel yorumlayarak sunardı. Onunla vakit geçirmek gerçekten çok eğlenceli ve her anlamda çok değerliydi. Yurtsan Abi’den çok şey öğrendim. Hayatımda olmasaydı, pek çok şey eksik kalırdı ve bundan haberim dahi olmazdı. Tam bir sigara karşıtıydı. Bu yüzden sigarayı bırakmama çok sevinmiş, mesaj göndermişti “Bravo. Asla tek nefes dahi olsa içme!” diye. Bu ikazını dinledim ve dinlemeye devam edeceğim.

Sandalla kaçış hikâyesi

Birkaç gün önce aklıma Yurtsan Abi’nin bana yıllar önce anlattığı bir hikâyesi geldi. İlkgençlik yıllarından yaptığı haytalıklardan uzun uzun bahsetmişti bir seferinde. En sevdiklerimden biri de “sandalla kaçış hikâyesi” idi. Bana anlatmasından yıllar sonra hatırladım ve “bir dahaki karşılaşmamızda Yurtsan Abi’den o anılarını anlatmasını isteyeyim” diye geçirdim aklımdan.

Çok güzel anlatırdı zaten Yurtsan Abi. Hikayeyi karşınızda oynuyormuş gibi anlatırdı. Bazen ayağa kalkar, taklit ederdi hareketleri. Kendine özgü bir espri anlayışı vardı. Çok gülerdik vakit geçirirken. Çok şey bilirdi ama bilgiçlik taslamazdı. Karşısındaki insanın o bilgiyi almak isteğine bakarak konuşurdu veya az konuşurdu.

Rönesans entelektüeli

Bir seyahatte Yurtsan Abi varsa, en baştan benim için eğlenceliydi o gezi. Yemeklerde onunla aynı masada olmaya özen gösterirdim. Sadece anlatmayı değil, dinlemeyi de severdi Yurtsan Abi. Benim yazı, fotoğraf ve müzikle birden ilgileniyor olmam hoşuna giderdi. Bu yüzden bana “Rönesans entelektüeli” derdi. Galiba o da beni severdi. Öyle hissederdim.

İkinci ameliyatından sonra onu ilk gördüğümde içim sızlamıştı. Zayıflamış ve bir anda yaşlanmıştı sanki. O çökmüş görüntüsünü kısa sürede toparladı. Birlikte bu sene Münih’e ve son olarak da ilkbaharda Moskova’ya gittik. Bu seyahatlerde birlikte çok vakit geçirdik. Onu en son bir yemek davetinde gördüm. İyi görünüyordu. İkinci ameliyatın etkilerinden, orada yaşadıklarından bahsetti. “Ölümden korkmuyorum da, ölmekten korkuyorum” demişti iyi hatırlıyorum.

Hayatı çok seviyordu Yurtsan Abi. Ailesini çok seviyordu. Hiç unutmam, 30. yaş doğum günüm için bana sürpriz yapıp dışarıda bir yemek ayarlamıştı. Bir iş yemeği olacağını  söylemişti. Bu sürpriz yemekte Yurtsan Abi bana “30’lar çok güzeldir. En sevdiğim dönem 30’lardı. Hayatı acı ve tatlı gerçekleriyle 30’larda yaşamaya başlar insan.” demişti.  30’ların ikinci yarısını da ortaladığım şu günlerde Yurtsan Abi’nin ne kadar da haklı olduğunu bir kez daha anlıyorum.  Yine haklıydı evet.

Güle güle abi

Yurtsan Abi’yle ilk seyahatim 2002’de Moskova’ya olmuştu. Onunla son seyahatim ondan 10 sene sonra yine Moskova’ya oldu. Onunla bir Amerika seyahati düşüncemiz vardı. Kaliforniya’yı onla birlikte dolaşmanın müthiş olacağını herkes tahmin eder. Çok severdi Amerika’yı. Birlikte bir Las Vegas gezimiz olmuştu fakat San Francisco’yu ve Los Angeles’ı Yurtsan Abi’nin tavsiyeleriyle, onun rehberliğinde dolaşmak listemde yer alıyordu.

Gençlik ve çocukluk anılarını bu defa daha uzun ve ayrıntılı dinlemek istiyordum. Ve onunla daha pek çok defa aynı masada oturmak, uzun uzun anlatmak ve dinlemek istiyordum. O benim meslek büyüğüm, ağabeyim, dostum. Her üçü için ayrı ayrı üzülüyorum ve acı çekiyorum şu anda. Onu tanımış olmayı, onun yakınlarında bulunmuş olmayı büyük şans sayıyorum.

Gülümseyen o güzel yüzünle aklımda kalacaksın hep Yurtsan Abi. Çok erken kalktın masadan. Ceketini aldın, iyi geceler deyip gittin. Daha şarabımız duruyor şişede. Yemekler de yarım bak. Senin nefes almadığın, senin kalbinin atmadığı bir dünyada artık hiçbir şarabın eski tadı olmayacak. Biz de fazla oturmayacağız abi. Bak hesabı da ödemişsin giderken. Oldu mu bu şimdi?

 

2 Yorum

  1. La da bir restorantta arkamda twitterdan konusan bir turk gorunce almistim ben o sansi o an basladi benim ustadla tanismam oglu ile giremedigi ozel klupler onun buyumesini beklemesi bugun benim icin cok kotu oldu ustad seni herzaman dm ler ile rahatsiz edicem kusura bakma uyuma hep bizi cennetinden izle :(

  2. Ah ah, cok uzgunum cok… Cok guzel yazmissiniz. Biz onu taniyanlar cok sansliyiz, ustelik ben San Francisco’yu gezme sansini bile yakaladim:) kisacik zamanda ne cok sey ogrenmisiz, ah ah…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı